Yabancı - Albert Camus - Can Yayınları - Fransız - 7,90 TL | Evekitap
Giriş
Sepetim

Yabancı

10,00 TL 7,90 TL

Henüz yorum yok

"Albert Camus"nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan "Yabancı", aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir "varlık"ın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi "Meursault", bir simge kahraman değildir, "adı" olmayan bir "Yabancı"dır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camus'yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. "Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir," der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.

 

Kitabın İlk Sayfalarından...
 
Anam ölmüş bugün. Belki de dün, bilmiyorum. İhtiyarlar Yurdu’ndan bir telgraf aldım: “Anneniz vefat etti. Yarın kaldırılacak. Saygılar.” Bundan bir şey anlaşılmıyor. Belki de dündü.
 
İhtiyar Yurdu Marengo’dadır, Cezayir’den seksen kilometre uzakta. Saat ikide otobüse biner, öğleden sonra oraya varırım. Bütün gece başında bekler, yarın akşama da dönerim. Patrondan iki günlük izin istedim, ortada böyle bir mazeret varken hayır diyemezdi. Ama pek de hoşnut görünmüyordu. Hatta ona, “Bunda benim bir suçum yok,” dedim. Karşılık vermedi. O zaman, böyle söylememeliydim, diye düşündüm. Hem özür dilemek için neden de yoktu. Asıl onun bana başsağlığı dilemesi gerekirdi. Öbür gün beni yas elbisesiyle görünce, diler elbette. Şimdilik sanki anam pek ölmemiş gibi. Ama gömüldükten sonra, tam tersine, mesele kapanmış olur ve her şey daha resmî bir kılığa girer.
 
Saat ikide otobüse bindim. Hava çok sıcaktı. Yemeği her zamanki gibi Celeste’in lokantasında yedim. Benim adıma hepsi çok üzülüyorlardı. Celeste bana. “İnsanın bir tek anası olur,” dedi. Gideceğim zaman, beni kapıya kadar geçirdiler. Emmanuel’in odasına çıkıp siyah boyunbağıyla siyah kol şeridini almam gerektiği için biraz telaşlıydım. Birkaç ay önce, onun da amcası ölmüştü.
 
 
Otobüsü kaçırmamak için koştum. Bu aceleden, koşuştan. üstelik bunlara eklenen sarsıntıdan, benzin kokusundan, yoldaki ve gökteki ışıkla ısı yansımasından, herhalde, bütün bunlardan olacak, sızmış kalmışım. Hemen bütün yol boyunca uyumuşum. Gözlerimi açtığımda, kendimi bir askerin üstüne abanmış buldum. Bana bakıp gülümsedi ve “Uzaktan mı geliyorsun?” diye sordu. Kısa kesmek için, “Evet,” dedim.
 
İhtiyarlar Yurdu köyden İki kilometre uzaktadır. Yolu yayan yürüdüm. Anamı hemen görmek istedim. Kapıcı Önce müdürü görmem gerektiğini söyledi Müdür meşgul olduğu için, biraz bekledim. Bu ara hep kapıcı konuştu, sonra müdürü gördüm, beni bürosunda kabul etti. Ufak tefek bir ihtiyardı, göğsünde Agion d’honneur nişanı vardı. Pırıl pırıl gözlerini bana dikti. Sonra elimi sıktı, uzun süre bırakmadı, öyle ki nasıl çekeceğimi bilemiyordum. Bir dosya karıştırdı, sonra bana, “Bayan Meursault buraya üç yıl önce girdi. Sizden başka bakacak kimsesi yoktu,” dedi. Beni suçlu buluyor sandım, durumu anlatmaya başladım. Ama sözümü kesti, “Kendinizi haklı çıkarmanıza gerek yok yavrum. Annenizin dosyasını okudum. Gereksinimlerini karşılayamıyormuşsunuz. Ona göz kulak olacak biri gerekliydi. Sizin ücretinizse azmış. Hem aslını ararsanız, o burada daha mutluydu,” dedi. Ben de, “Evet müdür bey,” diye karşılık verdim. “Hem burada kendi yaşıtları, arkadaşları vardı. Onlarla bir başka zamana ait mutlulukları paylaşabiliyordu. Siz gençsiniz. Yanınızda canı sıkılırdı herhalde.” diye kekeledi.
 
 
Doğruydu. Anam evdeyken, vaktini beni sessiz sessiz seyretmekle geçirirdi Yurda girdiği ilk günlerde sık sık ağlarmış. Ama sırf alışkanlık yüzünden. Birkaç ay sonra yurttan alınsaydı, yine ağlayacaktı. Yine alışkanlık yüzünden tabii. Son yıl yurda hemen hiç gitmedimse, biraz da bu yüzden gitmedim. Hem sonra, bu bütün bir pazarımı alıyordu. Otobüse kadar gitmek bilet almak ve iki saatlik yollara düşmek zahmeti de caba.
 
Müdür daha başka şeyler de söyledi. Ama, artık onu hemen hemen dinlemiyordum Sonra, “Herhalde annenizi görmek istersiniz, sanırım?” dedi. Hiç bir şey demeden ayağa kalktım, önümden kapıya doğru yürüdü. Merdivenlerde, “Ötekilerin yürekleri kalkmasın diye, kendisini bizim küçük morga taşıttık, Yurttakilerden biri öldü müt ötekilerin birkaç gün siniri bozuluyor Bu da işimizi güçleştiriyor dedi. Bir avludan geçtik. Birçok ihtiyar ufak ufak kümeler halinde toplanmış, çene çalıyorlardı. Biz geçerken sustular. Arkamızdan konuşmalar yine başladı. Sanki, boğuk bir papağan gürültüsüydü bu. Müdür, küçük bir kapının önünde, “Sizi bırakıyorum Bay Meursault. Büromda emrinize amadeyim. Cenaze usulen, sabahın onunda kalkacak. Böylece, geceyi merhumenin başında geçirebilirsiniz diye düşündük. Son bir söz daha: Anneniz sanırım, dinsel törenle gömülmek istediğini arkadaşlarına sık sık söylermiş. Gereken şeyleri yapmayı üzerime aldım. Yalnız, haberiniz olsun istiyordum,” dedi. Kendisine teşekkür ettim. Anacığım, dinsiz olmamakla birlikte, sağlığında hiç de dini aklına getirmiş değildi.
 
 
İçeri girdim. Burası beyaz badanalı, üstü camla örtülü, çok ışıklı bir salondu. İçinde eşya olarak yalnız iskemleler ve X biçiminde sehpalar vardı. Ortada iki tanesinin Üstünde kapağı kapalı bir tabut duruyordu. Ceviz rengine boyanmış tahtaların üstünde yalnız yan çakılmış parlak vidalar göze çarpıyordu. Tabutun yanında beyaz kaputlu Arap bir hastabakıcı duruyordu. Başında parlak renkli bir başörtü vardı.Bu sırada kapıcı arka taraftan içeriye girdi. Koşmuş olmalıydı. Biraz kekeledi, ‘”tabutu kapamışlar, ama ananızı görmek isterseniz açayım dedi. Tabuta yaklaşırken durdurdum, “istemiyor musunuz?” dedi. “Hayır,” diye karşılık verdim. Lafı uzatmadı. Sıkıldım, çünkü bunu söylememeliydim, dîye düşündüm. Az sonra bana baktı, sanki Öğrenmek istiyormuş gibi, başıma kakmadan, “Niçin?” diye sordu. “Bilmiyorum,” diye karşılık verdim. O zaman beyaz bıyığını bükerek, yüzüme bakmadan, “Anlıyorum,” dedi. Açık mavi güzel gözleri ve hafif kırmızı bir teni vardı. Bana bir iskemle verdi, kendisi de biraz arkamda oturdu Tabutun yanındaki hastabakıcı kalktı, kapıya doğru yürüdü, O sırada kapıcı, “Frengisi var,” dedi. Pek kavrayamadım, hastabakıcı kadına baktım; gözlerinin altından doğru başına dolanmış bir sargı vardı. Sargı burnunun hizasına doğru düzdü. Yüzünde sargının beyazlığından başka bir şey görünmüyordu.
 
O gidince kapıcı, “Sizi yalnız bırakayım” dedi. Ne türlü davrandığımı bilmiyorum, ama gitmedi, arkamda ayakta durdu. Onun orada, arkamda oluşundan sıkılıyordum. Oda güzel bir ikindi ışığıyla doluydu. İki eşekarısı camların üstünde vızıldıyordu. Beni uyku bastırıyordu Yüzümü çevirmeden, kapıcıya, “Çoktan beri mi buradasınız?” dedim. Ne zamandır bu soruyu bekliyormuş gibi, hemen, “Beş yıldan beri diye karşılık verdi.
Evekitap > Edebiyat - Çeviri > Fransız
Kitaba Özel Alışveriş Kulübü

Türkiye'nin kitaba özel ilk ve tek fırsat alışveriş sitesi Evekitap üyelerine her gün farklı fırsatlar sunuyor. Evekitap ile yeni kütüphanenizi toplamaya hazır mısınız?

Zaten Üyeyim
Kayıt Ol Fırsatları Yakala
  • Soyad
  • Şifre

Fabrikod tarafından geliştirilmiştir.